Posted by
LOKMAN TAHA on Wednesday, May 20, 2009 12:00:00 AM

Ibrahim Hakkari - Sanliurfa/TURKEY - lokmantaha@hotmail.com
Insan Tabiati nedir? Ne ise yarar, herkes
kendi tabiatina göre mi hareket eder? Tabiatimiz hayatimizi nasil etkiler? Organ
ve bitki tabiatlari nelerdir? Evlilikte kisinin tabiati önemli midir? Herkes
kendi tabiatini bilmek zorunda midir? Sorulari pes pese gelmektedir. Sorular
yanit bulduktan sonra daha farkli sorular gelir mi? Bir baska deyisle insan
tabiatinin bilinmesi insanliga ne kazandiracak veya ne kaybettirecektir? Insan
ve organ tabiatlari; kisilerin dogdugu yani yaratilis itibariyla yapisal
(bünyesel anlamda) özelliklerini olusturan ve degismeyen tabiatlardir. Özellikle
saglik alaninda bu konuya dünya tip âlemine uzun yillar hocalik yapmis olan
Ibn-i Sina eserlerinde “Bireylerin kendi bedensel organ tabiatlari
bilinmeden tam anlamiyla teshis ve tedavinin mümkün olamayacagini net bir dille
insanliga duyurmustur.”
Hipokrat ve Ibn-i Sina’dan sonra da nice tip
bilginleri gelmis, Tabiatlar konusunu irdelemis ve gelistirmislerdir. Birakilan
böylesine büyük bir mirastan günümüz tip dünyasi yeterince faydalaniyor mu?
Yaklasik 1000 yil öncesinden ortaya attigi ve somutlastirdigi fikirlerle
anilmasi gereken tip ilminin babasi Ibn-i Sina’nin eserleri yerine, isminin
sadece birkaç hastaneye verilerek anilmasi ne kadar dogrudur? Dünya tip
uzmanlarinin deger verdigi, fikirlerini benimsedigi Ibn-i Sina, neden
üniversitelerimizde gereken ilgiyi görmemektedir? Ibn-i Sina, yalnizca “insanin
organ tabiatlarini” incelemekle sinirli kalmamis, hastaliklar ve tedavisinde de
çok basarili çalismalar yapmistir. Yaptigi çalismalari tedaviye yöneltip ilaç
tabiatlarini da inceledigi gibi ilkel kosullarda dünyada ilk kez katarkt
ameliyatini da basariyla gerçeklestirmistir ve bu durum tüm dünya tarafindan
bilinmektedir.
Biraktigi eserler incelendiginde, organ
yapisinin belirlenmesi (soguk veya sicak tabiatli), teshis (hastaligin
belirlenmesi) ve tedavi (ilaçlarin soguk ,sicak, kuru veya nemli) siralamasinin
yapilmis oldugunu görmekteyiz. Ilkel kosullarda tibbi bu kadar mükemmel
kullanabilme becerisi göstermesi kafamiza takilan sorulara cevap getirmektedir.
Ancak, cevap bulan sorular simdi yeni
sorular ve kuskulari getirmekte. Aklimiza ilk gelen soru: Üniversitelerimizin
Tip Fakültelerinde “organ ve ilaç
tabiatlari” ve buna uygun tedavi yöntemleri, günümüz tibbina kaynak teskil eden
geçmiste yasamis ünlü tip bilginlerimizin eserleri neden yeterince
incelenmemektedir?
Buna bagli olarak, organ ve ilaçlarin
tabiati konusunda dünyanin en gelismis ülkesi sayilan Amerika’da bile Çin tibbi
ve bitkisel tedavi konulari incelenirken niçin biz her seyi önce batililarin
yapip onlardan hazir olarak almayi bekliyoruz?
Kanitlanmis bulgulara ragmen sahiplenme
duygusu gelismiyorsa elbette burada birtakim bosluklar dogacak ve bu boslugu
dolduracak birileri çikacaktir. Bugün boslugun doldurulmasi çok degisik
boyutlara varmistir. Bunun örneklerini üzülerek görmekteyiz. Günümüzde bu
boslugu ne yazik ki bir takim medyumlar, falcilar, cinciler olarak adlandirilan
çikar (rant) gruplari doldurmustur. Kendi adima bu tablodan utanç duymaktayim.
Çok degerli arastirma ve saptamalariyla bilimsel tibba isik tutan ilk
bilginlerimizin tezleri, bence kendini bir sey sanan üç bes falcinin, medyumun,
cincinin elinde kalmamaliydi.
Bilginlerimizin özellikle insan sagligini
yakindan ilgilendiren konulardaki tezlerine sahip çikilmamasinin nedeni baska
nasil açiklanir bilemiyorum. Umarim ben yaniliyorumdur ama gelismeler beni hakli
çikarmaktadir.
Burada “insan ve organ tabiati”nin çok
önemli oldugu gibi “ilaç tabiatlari”nin da önemli etken oldugu gerçegini
görmekteyiz. 980 -1037 yillari arasinda
insan sagligi ve huzuru için sayisiz arastirmalar yapan ve biraktigi eserlerle
sorularimizi yanitlayan Ibn-i Sina’yi rahmetle, saygiyla ve minnetle
aniyorum…
Ibrahim Hakkari/Arastirmaci-Yazar