Posted by
LOKMAN TAHA on Monday, May 18, 2009 4:42:00 PM
“Tabiat” konusu bilim adamlari tarafindan çözümlenmesi gereken bir bilim
dali olarak benimsenmistir. Dünya bilimi önemli asama kaydederek “Insan Tabiati”
ya da baska bir deyimle “Gen” konusunu derinlemesine incelemeye alarak özellikle
binlerce yil öncesinden ortaya atilan ve adeta bir sifre haline gelen 4 rakami
üzerinde durmaktadir.
Ibn-i Sina’nin ortaya attigi tezde 4 rakami “Ates, Toprak, Hava
ve Su” olarak analiz edilmesi ile genetik bilimindeki 4 rakami
“A,C,G,T” arasindaki benzerliklerin olmasi dogrusu
düsündürücü bir konu.
Günümüz biliminde, her canli sistemin yaratilisinda dört
çesit kimyevî molekülden (nükleotidten) kurulmus, 'A,C,G,T' olarak bilinen
sembolik bir lisan kullanilir. 4 rakaminin bilimsel arastirmalarda da karsimiza
çikmasi bir tesadüf olmasa gerek. Kullanilan bu lisan, canlinin temel modelini
ve kalibini belirleyen genetik programin sifrelenmesinde is görür. Genom olarak
isimlendirilen bu program kitapçigi, Kur'ân'in tarif ettigi çerçeve içinde
"Imam-i Mübin" isimli kitabin bu âlemdeki bir numûnesidir. Çiplak gözle görünen
ve görünmeyen; bütün canli varliklarin hayata mazhar olabilmeleri ve hayatlarini
devam ettirebilmeleri için hücrelerine yerlestirilmis bu programin kodlanmasinda
kullanilan alfabe, genel cümle kurma kaideleri ve programin isleyisinin bir çok
bakimdan bütün canlilarda ayni olusu, hepsinin tek bir kudret elinden çiktigini
gösterir.
Bu ortak alfabe, bütün canli sistemleri birbirine baglayarak onlarin bir
hayat agi ve besin zinciri kurmasini da saglar. Her canlinin hususî bir plânla
yaratilisi ve hayat agindaki rolleri, bu program kullanilarak
belirlenir.
Canlinin hayati için bir kalip vazifesi yapan ve onun metabolik
reaksiyonlari için bir çalisma programi teskil eden genom (veya genlerin
toplami), hücrenin disinda izole edildigi takdirde, potansiyel olarak kendine
yüklenmis olan hususiyetlerini ortaya koyamaz. Yaratici'nin genlerin mahiyetine
yerlestirdigi özellikler, ancak hücrenin içindeki sitoplâzma adini verdigimiz
ortamda tam olarak çalisabilmekte ve sadece maddî biyolojik karakterler olarak
kendini gerçeklestirebilmektedir.
Biyolojik karakterlerin ruh, kalp ve vicdan gibi mânevî özelliklerle
münasebeti ise su an için bizim meçhulümüzdür. Genetik program (genom) canlinin
her bir hücresinde bulunur. Ancak sadece cinsiyet hücrelerindeki genom nesilden
nesile yavrulara aktarilir.
Genom
Nedir?
Canli sistemlerin en temeldeki fonksiyonel birimi hücre oldugundan, bir
organizmayi biyolojik açidan, hücrelerin fizikokimyevi yapisi, isleyisi ve
organizasyonu olarak görürsek, hücredeki bu fizikokimyevî özelliklerin ortaya
çikarilmasinda kullanilan genetik talimatlarin hepsine genom denir. Bir baska
ifadeyle her canlinin hücrelerinin içine yerlestirilmis genetik programa veya
kütüphaneye genom adi verilmektedir.
Insanin tek bir döllenmis yumurtadan gelismesi, insan genomundaki
bilgilere (programi tasiyan kütüphane) farkli hücre, doku ve organlarin meydana
gelmesiyle mümkün olmaktadir. Her canlidaki program Levh-i Mahfuz'un küçük bir
modeli oldugu gibi, bu programin isleyisi, kullanilis biçimi ve deseni çok
dinamik oldugundan, âdeta kudret kaleminin yaz boz tahtasi hükmünde isleyen
'Levh-i Mahv ve Isbat' defteri olarak is görmekte ve dolayisiyla sürekli olarak
hayatin çesitliligini besleyecek dinamik ve kararli bir degisime maruz
kalmaktadir. Bu degisimi mümkün kilan genel degisim modelleri ve kaliplari her
canlinin genomunda sifrelenmistir. Her programi o türe has bir kalip içinde
kilan özellikler oldugu gibi, ayni programi bütün canlilar dünyasiyla baglantili
kilan ortak ve benzer özellikler de söz konusudur.
Sonsuz kudret ve ilim sahibi Allah(cc)'in canlilari
yaratirken sadece bir perde olarak koydugu maddî sebepleri (meselâ genetik
programi) biraraya getirmekte ve isletmekte kullandigi kaide ve maddî prensipler
ortak oldugu gibi, her hücrenin içine paketleyerek yerlestirdigi bu program
kitapçiklarindaki bir çok cümle ve kelime de bütün canlilarda ortaktir. Ayrica
programlar içinde sonsuz sayida çesitlilik üretmede kullanilan moleküler
makaslar, tutkal ve kopyalama sistemleri, tamir sistemi olarak çalisan
biyokimyevî moleküller ve onlarin yapiminda kullanilan bilgiler de bütün
canlilarda ortaktir.
Evrim teorisine inanan ateist ve materyalistlerin sasirmasina ve
bakislarinin yanlisa saplanmasina sebep olan bu ortaklik, Yaratici'nin
birligini, ilim ve kudretinin sonsuzlugunu ve diledigini yaratmada hür ve tek
tercih edici oldugunu gösterir. Genler, çok farkli gözüken canlilarin
programlarinin benzer olan alt parçalarini ve cümlelerini degisik canlilara
aktarma ve o canlilara yeni özellikler kazandirmada kullanilmaktadir. Bu
evrensel alfabeyi ve cümle yapim kaidelerini de belli ölçüde çözen bilim
adamlari, çok farkli canlilar arasinda istedikleri genleri, Allah'in canlilar
dünyasinda islettigi kurallara uygun olarak degis tokus
yapabilmektedirler.
Fakat kainatta mutlak determinizm yerine, Külli irade'nin
tecellisini gösteren istatistikî ve sartli determinizm oldugundan, bu gen
nakillerinde ve yeni gen kombinasyonlari üretmede birçok hatali ve kusurlu sakat
kombinasyonlar yaninda, basarili neticeler almak da ihtimal hesaplarina göre
mümkün olmaktadir. Açarsak, tek bir deneyde sürekli dogru hedefi
tutturamazsiniz, çünkü moleküler seviyede ve kuantum seviyesinde belirsizlik
prensibi geçerlidir. Ama ihtimal hesaplarini dogru yaparsaniz ve bir anda
degisik ihtimallleri deneyerek deneyi kurarsaniz, bakterilerde basarili sekilde
gen nakli yapabilir, yeni rekombinant genler ve onlari kullanarak çogalip
gelisen yeni ve farkli özellik kazanmis bakteriler elde edebilirsiniz.
Ancak bunu yapmak demek, bakteriden farkli bir canli türüne geçmek veya
yoktan yeni bir canli yaratmak demek degildir. Neticede bakteri yine bakteridir,
fakat yaratilistan sahip oldugu genetik sifresinin potansiyeli çerçevesinde bazi
yeni özellikler kazanmistir. Nitekim bugün genom dizileri ve gen haritalari çok
iyi bilinen bazi model organizmalari; belli proteinleri, ilâçlari, kimyevî
maddeleri sentez ettirmek icin fabrika olarak kullanabiliyoruz. Gelecegin büyük
bir ekonomik gücünü ve endüstrilerin temelini, Allah'in canlilari yaratirken
sebebler plâninda kullandigi mekânizmalari kesfeden ve bunlari lâboratuar
sartlarinda kismen tekrarlayabilen bilim adamlarinin, son otuz yildir
ürettikleri bu bilgiler olusturacaktir. Çok önemli bir husus ise bu bilgilerin
çevreye zararsiz yesil teknolojiler için de çok gerekli
oldugudur.
Canlinin genomunu teskil eden DNA moleküllerini kitaba benzetirsek, bu
kitaptaki harfleri A,T,G,C sembolleri ile gösterebiliriz. Her canlinin genomu,
çesitli sayilardaki bu harflerin belli bir program içinde yazilmis toplamidir.
Meselâ insanda ve farede genomu teskil eden harflerin sayisi yaklasik üç milyar
iken, bir bakteri türünde bu sayi yaklasik dört-bes milyondur.
Gen
sayilari da insanda ve hayvanlarda enteresan degisiklikler göstermektedir.
Insanda ve faredeki genomu olusturan harf sayisi ayni oldugu gibi, tahmini gen
sayisi da yakindir. Yuvarlak solucanlarin gen sayisi 19 bin'dir. Mayada 6 bin,
tüberküloz mikrobunda ise 4 bin gen vardir. Insan genomunun yüzde 97'sinin
fonksiyonu bilinmiyor. Hattâ tam olarak kaç tane gen bulundugu ve bunlarin
fonksiyonlari zaman içinde çözülebilecek.
Son yillara kadar insanda 100.000 gen oldugu düsünülürken,
son yapilan çalismaya göre ancak 30.000-35.000 gen oldugu tahmin edilmektedir.
Insan ve diger canlilar arasindaki esas farklilik ise, alfabeyi yapan harflerin
sayisindan daha çok, bu alfabeyi sebep yaparak yazilan mânâli cümleler ve
bunlarin birbiriyle karsilikli münasebetidir. Misâl verirsek; bir insaat ustasi,
mimar ve insaat mühendisi birlikte, ayni malzemeleri kullanarak, çok farkli
mimarî özelliklere sahip binalar insa edebilirler.
Temsilde hata olmaz noktasindan, kâinatin sahibi olan Allah (cc),
sebepler perdesi olarak ayni alfabeyi ve belli sirada ve sayidaki prensipleri
kullanarak, sonsuz sayida canli çesidini ( Insan Tabiatlari) yaratarak,
kudretinin ve ilminin büyüklügünü akil sahibi olanlara göstermektedir.
Bugün model organizmalar olarak adlandirdigimiz E.coli
(bakteri), Saccharomyces cerevisae (ekmek mayasi) Drosophila melanogaster (meyve
sinegi), Caenorhabdilis elegans (yuvarlak kurt), Mus musculus (fare),
Arabidopsis sp. (bir bitki) gibi canlilarin genom haritalari çikarilmis
durumdadir. Bunun mânâsi, bu canlilarin programlari üzerinde küçük degisiklikler
yapabilecegimiz ve onlari birer mini fabrika olarak kullanabilecegimizdir. Bu
canlilarin programini teskil eden bir çok cümle ve paragraf ayni oldugu için
birbirleri arasinda degis-tokus yapmak mümkün hâle gelmistir.
Ancak büyük degisiklikler ve programin bütünlügü ile uyumsuz olan gen
alis-veris yapma çalismalari hem basarisiz olur, hem de ortaya bozuk, kusurlu ve
yasamasi çok zor olan hilkat garibeleri çikarmaktan baska bir ise yaramaz. Böcek
veya solucanlarda yapilan çalismalarla ortaya çikan bir hilkat garibesini
gözardi edebilirsiniz, fakat bir insan embriyonundaki kusurlu degisikliklerin
mesuliyetinden kurtulamazsiniz.
Canli sistemlerin hayatiyetini ve mükemmelligini dogrudan
ilgilendiren genomdaki harflerle yazilmis program, hassas isleyisi sebebiyle
üzerindeki küçük oynamalari bile kaldiramamaktadir.
Netice itibariyla, dev hacimli, kompleks ve dinamik bir
yapiya sahip genom sistemi, Allah'in (cc), sonsuz ilim ve kudretinin bir
göstergesi olarak önümüzde duruyor. Milyarlarca harfin kullanilarak yazildigi bu
müthis kitaptaki programi görüp de onu Yazan'i görmemek hiç mümkün olabilir
mi?
Teshis ve Tedavinin dün’ü
bugünü
Bu gerçeklerden esinlenerek (Hastaligin teshis ve tedavisinin organ
tabiati ile baglantili oldugu kanitlanmasina ragmen) teknolojik açidan gelisen
bilimsel tip yanlis uygulama içerisinde mi? Sorusu akillara gelmektedir. Bugünkü
tip alanindaki gelisen teknoloji bu bilginlerin elinde olsaydi hiçbir hastalik
sonuçsuz kalmazdi.
Organ tabiatlari bilinmeden yapilan teshis ve tedavi, Ibn-i Sina,
Hipokrat gibi bilginlerin görüslerine ters düsmektedir. Kimi zaman kesin ölür
diye rapor verilen insan, ya dogal yöntemlerle ya da farkinda olmadan tabiatina
uygun gelen ilaçlarla sifa bulmaktadir. Nedeni ise organ tabiatina uygun ilacin
bilinmesi ve dogru metot uygulanmasidir.
Ben sahsen teknolojik olarak gelisen bilimsel tibba
karsi degilim, sadece bilginlerin gösterdigi yöntemlerin uygulanmadigini
söylüyorum. (yaklasik 1000 yil önce ilkel kosullarda Ibn-i Sina’nin
gerçeklestirdigi göz ameliyati basariyla
sonuçlanmistir.)
Arastirmalar genel anlamda yüzyillar öncesi uygulanan
yöntemlerin günümüzde de basarili olacagi yönünde. Böyle bir anlayis sizce ilkel
degil mi diye sorabilirsiniz?
“Bilgi ve bilginler asla eskimez.” Bugün dünyanin yuvarlak oldugunu red
edebilir miyiz? Hayir, çünkü hala güncelligini ve dogrulugunu
kanitlamaktadir.
Günümüz dünyasinda hala “organin tabiatina göre ilaç verilmesi” ilkesi
isiginda tedavi görüp sifa bulan insanlar var. Özellikle Uzak Dogu halki
ve Tibetliler bize göre ilkel sayilan yöntemlerle teshis ve
tedavi seklini devam ettirmektedir. Bu gerçekten yola çikarak elbette kafalarda
soru isaretleri birakmaktadir. Geçmisten günümüze isik tutan bilginlerimizin
insana ve insanliga verdigi deger tartisilmaz gerçektir. Içinde yasadigimiz su
gün ne yazik ki bu degerler insanlik adina degil de rant ugruna yapilmakta
seklinde bir kusku uyandirmaktadir. Belki de çok hassas bir konuya
deginiyorum.
Bilgelerin belirledigi yöntemlerin neredeyse rafa
kaldirildigini ve bunu rant saglamak için mi yapildigini merak ediyorum. Insanin
aklina böyle seylerin gelmesi dogal. Yüzyillar öncesinden ortaya atilan tezler
hala güncelligini koruyor ve basari saglaniyorsa ve de bu yöntemler
uygulanmiyorsa elbette farkli düsünceler dogacaktir.
Bilginlerin ortaya attigi tezlerin uygulanmamasindan dolayi bosluklar
oldugu izlenimi sezmemiz de dogal karsilanacaktir.
Ilim ve Bilim adina olumsuz düsünmek istememekle birlikte filozoflarin,
alimlerin, bilginlerin titizlikle sürdürdükleri arastirmalar üniversitelerimizde
neden bir kürsü haline gelmemistir? Dogrusu merak
konusu…
Teshis,
tedavi ve tani’ya bilimsel bakis
Insan, organ ve ilaç tabiati konusu yüzyillar boyu yapilan arastirmalar
isiginda tartismasiz bir bilim dalidir. Son yillarda gereksiz ve yanlis ilaç
kullanimini engellemek için gelistirilen “Farmakogenetik analiz arastirmasi”
bizim daha önce bahsettigimiz organ ve ilaç tabiatinin soguk veya sicak
tabiatlari ile ayni seyi ifade etmektedir. Hastanin organ tabiatina göre ilaç
verilmesinin gerektigini günümüz tibbi yüzlerce yil sonra bu görüsü kabul
etmektedir. Insanin farmakogenetigi’nin (tabiatinin) bilinmesi, tip adina büyük
bir kazanimdir.
Insan tabiati konusuyla bagdasan ve bu konuda çok önemli arastirmalari
bulunan Dr. Nesrin Erçelen’in bulgularina göre, her yil 2 milyondan fazla
kisinin yanlis ilaç kullanimina bagli, ilaçlarin ters reaksiyonlari sonucu
çesitli zararlar gördügünü, farmakogenetik analiziyle ilaçlarin vücuda ne kadar
yararli oldugunun tespit edilebildigini ve baskasinin hastaligini tedavi eden
bir ilacin çogu zaman ayni sikayet üzerine ilaci kullanan diger kisiye bir
faydasinin olmayabilecegini kanitlamistir.
Hastaliklarin genetik testlerle belirlenebilecegini, Ilaçlarin %70’inin
genel olarak kisilere (tabiatlarina) göre yapildigini, ayni oranla “DNA'ya
bakarak hastaligin hangi dilimde yer aldigini belirleyebiliyor, ilacin yan
etkilerinin olup olmadigi, verebilecegi zararlarin önlenebilecegi bu yöntemle
belirlenmektedir.
Günümüzde, genetik alanindaki bilgi-birikimin kisi ve toplum sagligi
yararina kullanilabilir hale geldigi bilinmektedir. Kisiye ait genetik yapinin
(tabiatinin) ortaya konmasi, hastaliklarin teshisi, prognozu ( Hastaligin seyri)
veya tedavi süreci gibi birçok alanda sayisiz olumlu etkiye neden
olmaktadir.
Insan Genetigi alanindaki ilerlemeler, tip biliminde çesitli genetik
disiplinlerin ortaya çikmasini saglamistir. Bu disiplinlerden biri olan
farmakogenetik, gün geçtikçe önemi artan ve tip dünyasina katkilari degerli hale
gelen bir alandir.
Farmakogenetik, bireye özgü (tabiatina) genetik-metabolik
profilin ilaç kullanimi üzerindeki etkisini, degisik ilaçlara karsi cevabini ve
bunlara bagli olarak gelisebilecek toksisitenin nedenlerini inceleyen bir
alandir.
ABD ve
Avrupa’da, her sene etkin olamayan tedaviler için 100 milyar dolar harcandigi, 2
milyon kisinin görülen yan etkiler nedeni ile hastaneye kaldirildigi, 1000’den
fazla vakada önlenebilir ölümlerin ve 3 milyon vakada tibbi hatalarin görüldügü
bilinmektedir. Medikal tedavi hastalik semptomlarini dikkate alarak
belirlenmektedir. Ilaç seçimi yapilirken hastanin genetik ve moleküler altyapisi
ve verilen ilaçlarla ne sekilde etkilesecegi konusu çok önem kazanmaktadir.
Farmakogenetik çalismalar dogru ilacin seçimine (tabiatina) büyük ölçüde
yardimci olacaktir. Bireyin ilaçlari metabolize etmesi bazi enzimlerin
aktivitesine ve çevre sartlarina bagli olarak belirlenir (fenotip). Bu enzimleri
kodlayan genlerde meydana gelen mutasyon/polimorfizmler bu aktivitenin
azalmasina veya artmasina neden olabilir ve dolayisiyla birey ilaçlari yavas
veya hizli metabolize eder duruma gelebilir.
Ibrahim Hakkari